Kapat

Ölü Ruhlar Ormanı – Jean Christophe Grange / Kitap Özeti

Jeanne Korowa tek bir hata yaptı.

Katili ormanda arıyordu.

Oysa orman katilin içindeydi.

İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.

Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.

Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.
~*~
Jean Christophe Grangé’nin yazdığı gerilim ve macera kitabıdır.

Olay Paris gibi muhteşem bir şehirde ki, sorgu yargıcı, bir psikiyatr, polis teşkilatı ve başka bir sorgu yargıcının başında geçmektedir.

Paris’ten başlayıp bizi Dünya’nın bir diğer ucuna yani ta Arjanti’ne kadar götürüyor bu öykü.

Başlangıç olarak en önemli ana karakter ki herşey onun başından geçiyor ve bölümler üçüncü tekil şahısın ağzından onu anlatıyor, onun görüşlerini ve bakışlarını…

Ana karakterimiz olan Jeanne bir sorgu yargıcı, gasp, tecavüz, hırsızlık gibi olaylara bakmakta. Aslında bu mesleği ablasının ölümünden daha doğrusu öldürülmesinden sonra seçmiş. Katilleri araştırmak katilleri bulmak için, ama yine de bu katil vakalarına erkekler bakmakta. Jeanne birazda feminist görüşlü bir kadın bana göre… Kadınlara yapılan haksızlık hakkında da belli fikirlere sahip. Herkez eşittir kuramını bilmesine karşın bunu hissetmiyor bir yerde de… Neysecime, işte Jeanne ablasının ölümünün sonucunda onun katilinin bulunulamamasını hep kafasına takmış bu yüzden de bu mesleği seçmiş. Mesleğinin ilk yıllarında dosyayı tekrar gözden geçirmiş ama hiç bir şey bulamamış.

Jeanne bildiğiniz modern bir kadın. İyi halli. Otuzlu yaşlarda fakat bekar. Kariyerinde başarılı ama özel hayatında maalesef ki pekte şanslı değil. En son çıktığı kişi olan Thomas’tan bir akşam yemeği için davet almıştı. İş yerinde oturup onu bekliyordu. Bekledi, bekledi ve biraz daha bekledi. Sonra kırılan hayalleri ve umutları ile geri evine döndü! Thomas onu aramamıştı. Çoktan terk etmiş ve unutmuştu ama Jeanne bunu kendine yediremiyordu. Bir yerde de ondan hoşlanıyordu. Hatta hayalleri bile vardı. O akşam gelen bir başka dava ise küçük bir siyasi skandal ile ilgiliydi. Cinsel cazibesi yüksek olduğunu düşündüğü Reinhardt, o akşam onun ofisine uğramış ve dosyayı bırakmıştı.

Her neyse… Kitapta çok fazla Asliye ceza mahkemesi ve onunla alakalı meslek ile ilgili terimler bulunmakta. Aralarda latince kökenli sözcüklerle de karşılaşıyoruz. Arasırada İspanyolca…

Jeanne’nin bir de yakın bir arkadaşı var. Her ne kadar onu tavlamaya çalışsa da hala arkadaşlar. Adı Taine. O da bir başka sorgu yargıcı. Ama Jeanne gibi hırsızlık gasp ve tecavüz veyahutta siyasal konulara değilde cinayet soruşturmalarına bakıyor. Taine yeni boşanmış ve iki tane küçük velete sahip bir erkek. Jeanne ile ilişkileri çok iyi, bir ara bunlar kanka oldu diyordum. Fakat Taine onu tavlamak istiyordu. Evlenmeden önce ve boşandıktan sonra.

İşte bir gün Taine’nin eline bir soruşturma geldi. Cinayet ile ilgili… Çok ilginçti ve Jeanne’nin bu konulara olan ilgisini bildiğinden onu bu şekilde tavlaya bileceğini düşündü. Birlikte olay yerine gittiklerinde çok sıradışı bir şeyle karşılaşmışlardı.

Jeanne oraya gittiğinde puslu anılarını serbest bırakıp ablasını düşünmeye başlamıştı. Ablasının ölümünden sonra aile yaşamını, kendini mesleğine adamasını, mesleği sayesinde o dosyayı inceleyip bir yazarın yorumu sonucunda bir sürü sergiye gitmesini…

Bu vaka da öyle birşeydi. Yalnız bunda ablasının cineyetinden farklı olarak sarı bir peruk yoktu. Kadının yenmiş etleri vardı, ters çevrilmiş kollar ve bacaklar da yoktu. Bir embiriyo test merkezinin bodrum katında işlenmişti. Kadın bir labarotuar teknisyeniydi. Kendi araştırmalarını yapıyordu akşamları ve bir şeyler bulmuştu. Katilimizin geçmişi ile ilgili. Bu kadın ayrıca bu yerin patronunun metresiydi.

Neysecime olay yerini incelediler. Çalınan şeyleri kontrol ettiler. Kadının yenmiş rahmine baktılar. Pis kokuyu içlerine çektiler ve patronu sorguya çekip defolup gittiler. Ama Jeanne’nin kafasında birkaç soru vardı. Bu olayı irdelemek istiyordu. Kafasında binbir düşünce ile yine aklına Thomas gelmişti.

Onu bulmalıydı onla konuşmalıydı. Telefonuna baktığında bir hayal kırıklığı daha yaşadı…

Sonraki gün işyerine gittiğinde birikmiş dosyaları arasında son aldığı işi inceledi, onunla ilgili araştırma yaptı. Aklında oluşan fikirler ve araştırması dolayı ile bulduğu bilgiler+isimler sayesinde adliyenin dinleme şefini aradı. Ona bazı isimler verdi ve onların dinlenmesini istedi.

İsimlerde ki bir diğer ilginçlik ise şuydu. Jeanne’yi katilin peşinden gitmesini kolaylaştıracak ayrıca da Thomas’ı unutup yeni yelkenlere yol açmasını sağlayacak… Psikiyatr ve Piskolog Féraud… Thomas’ın piskoloğu… Onu da dinleyip neden Jeanne’yi aramadığını öğrenmek istemişti. Tamam hasta haklarına saygısızlıktı fakat o an bunu düşünemeyecek kadar mantıksız bir aşk sarhoşuydu. Her akşam düzenli olarak onu dinliyordu. Thomas’ın ondan bahsetmesini bekliyordu ve aradan yanılmıyorsam iki hafta geçtiğinde Thomas birisiyle evlenmek istediğini dile getirmişti. Jeanne’nin kalbi pır pır ederken iki aday olduğunu söylemiş ve isimlerini vermişti. Halbu ki isimlerden bir tanesi bile Jeanne’ye ait değildi. Kendinden beş ve on yaş küçük iki üniversiteli kız… Jeanne kendine ve Thomas’a lanetler yağdırdı ve küfürler etti.

Aradan zaman geçmişti içinde ki Thomas aşkı bitmiş ama Féraud aşkı filizlenmeye başlamıştı. Hatta bir gece piskoloğun sesini dinlerken manstürbasyon yapmış kendinden utanç duymuştu.

Bunlar olurken Taine ile birlikte hala olay yerlerini inceliyordu. Taine onu tavlama çabasında Jeanne ise Féraud aleminde…

Féraud’un muayenelerini dinlerken İspanyol bir babanın oğlu hakkında söylediği şeylere de kulak misafiri olmuştu. Çocuk büyük ihtimalle bir otistikti ama bu konu da herkes gibi onlar da yanılıyordu. Neyse Féraud çocuğun muayenesine gelmesini istemişti. İspanyol baba bunu yapamayacağını dile getirmişti ama sonunda getirmişti. Zamanları karıştırmıyorsam çocuğu muayeneye getirmeden önce İspanyol baba bir korkusundan söz etmişti. Çocuğun beşinci bölgede dolandığından ve orada bir cinayet işleneceğinden… Féraud bunu gülünç bulmuş ama bir şey söylememişti aradan bir hafta geçince çocuk muayeneye gelmişti.

Tabii bu sırada Jeanne bu konuşmaları dinliyordu. Cinayeti duyunca herkesi aramıştı. Fransada bulunan tüm yerleri. Beşinci bölgede bir cinayet işlendi mi diye… Hiçbirşey yoktu. Hemde hiçbir şey… Aradan bir veyahutta iki gün geçince iş yerine gittiğinde Taine ve baş komiser çıkmak üzereydi. Onların yanına gittiğinde Taine bir cinayet daha işlendiğini söylemiş ve iyi bir fırsat yakaladığını düşünüp Jeanne’yi de davet etmişti. Bu sefer ki cinayet bir heykel yapım yerindeydi. Tarih öncesi varlıkların fosilleri sonucunda oluşturulan beden ve yüz ifadelerinin mumdan yapılması… Orada ki bir çalışan öldürülmüştü.

Aslında bu çalışan o kadar da sıradan biri değildi aynı öldürülen ikinci kurban labarutuar teknisyeni gibi. Kurban sayısı üçe çıkmış ve katilin aynı kişi olduğu doğrulanmıştı.

Üç kadın. Çirkin veya güzel denemeyecek yüzleri olan, kilolu üç bayan. Katil üçünü de aynı şekilde öldürmüştü. Rahimlerini yiyerek ve onları çiğ çiğ parça parça yiyip tüketerek…

Biri otistik bir merkezde ki bir bayan…

Bir diğeri bir embiriyoların ve kromozomların test edildiği labarutuar gibi bir yerde çalışan teknisyen…

Sonuncusu ise bir heykeltıraşçı…

Neyse işte Jeanne üçüncü cinayetin beşince bölgede olduğunu görüp olay yerini Taine ile birlikte inceleyince büyük bir şoka uğradı. Aklında hala İspanyol babanın dedikleri vardı. Féraud’un neden hala polislere onu ihbar etmediği düşüncesi ile dolup taşıyordu.

Aradan zaman geçmişti ve Jeanne, Féraud’u görmek istemişti. Yasa dışı yolla onun mükemmel sesini dinlemişti, şimdi ise onu görmek istiyordu. Arabasını onun iş yerine sürmüş ve o çıkana kadar beklemişti. Ne yazıkkı beklediğinin aksine bir adamla karşılaşmıştı. Jeanne biraz daha yaşlı ve olgun birini beklerken Féraud gençti. Ama bunlar önemsizdi onun uzun piyanocu parmakları bunların hepsini unutmasını sağlamıştı. Bütün gece onu takip etmiş ve bir müzenin önünde durunca durmuştu. Haftalardır gitmek istediği ama bir türlü vakit bulamadığı bir sergiye Féraud sayesinde girmişti. Onu inceliyordu. Herşeyini, her hareketini… Kalbi pır pır ediyordu. Diğerlerinden farklı bir şekilde. Ve sonra ona yaklaştı, konuşmasını yakından duymak istiyordu. Ondan yayılan sıcaklığı hissetmişti, dili damağı kurumuş dizleri titriyordu. Baktıkları resmi göremiyordu bile… Féraud söze girişti. Jeanne onun bir yeniyetme olduğunu düşündü.

Jeanne bütün gün yemek yemediği için halsizdi bu yüzden başı döndü ve birlikte dışarı çıkıp dondurma yemeye gittiler. Birbirleri hakkında konuştular. Jeanne ona bir iletişim merkezinde çalışıyorum diye yalan söyledi. Birbirlerine telefon numaralarını verdiler ve ayrıldılar. Jeanne evine döndüğünde kapısının altında ki bugünün Féraud raporlerini dinlememesi gerektiğini düşündü. Yarına bıraktı. Onun sesini duymak isteyerek paly tuşuna bastı ve İspanyol babanın sesini duydu. Oğlunu getirmişti. Oğlu kırklı yaşlarda bir avukattı. Onunla konuşmaya başlamıştı sonra onu hipnoz etmiş ve içinde ki çocuğun acımasız metalik sesi ile ürpermişti. Jeanne katili bulduğunu düşünüyordu ama elinde somut bir kanıtta yoktu. Birşeyler yapması gerekiyordu. Örneğin o avukatı Joachim’i bulmalıydı. Polis departmanından Taine ile aynı soruşturmada olan adamı aradı ve ondan bu ismi araştırmasını istedi.

Jeanne araştırmaya devam etti. Kendi davasını çoktan unutmuştu…

Taine bir kanıt bulduğunu söyleyerek onu aramıştı. Jeanne’yi yanına çağırmıştı. Şu saatte yanıma gel demiş ve telefonu kapatmıştı.

Jeanne o saate kadar annesini huzur evinde ziyaret etmeye gitmişti. Mesajı alınca da yolunu Taine’nin evine sürmüştü. Arabayı durdurunca onun katında bir yangının çıktığını gördü. İtfaiyeci kıyafetlerinden birini giyip merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. Bir itfaiyecinin hayatını kurtarıp Taine’nin katına çıktı. Kapıyı açtığında Taine’nin Joachim olduğunu tahmin ettiği yamyamla dövüştüğünü gördü. Her taraf duman olduğundan pek seçilemiyordu. Sonra tam onu kurtarmak için ilerleyecekken orası çöktü ve bayıldı. Son gördüğü Taine’nin ateşlere düşmesiydi. Uyandığında bir hastanedeydi ve olayın artık kişisel olduğunu düşünüyordu.

Yakın arkadaşı Taine öldürülmüştü.

Aslında Jeanne’nin Joachim yani yamyam sandığı kişi üçümcü kurbanın arjantinli bir arkelougdan aldığı bir kafatası sonucunda çıkardığı bir heykeldi. Taine hayatı pahasına onu kormaya çalışıyordu.

Neyse, işte dava ellerinden alınmadan dosyaları istemişti. Herşeyi kontrol etmiş ve Féraud’u aramıştı. Onun şuanda nerede olduğunu sormuştu.

Féraud’dan cevap yoktu polisler sayesinde onun İspanyol babanın ve yamyam oğlunun peşinden gitmişti. Jeanne’nin de aynısını yapacağı gibi.

Jeanne soruşturması boyunca bir sürü delille kişiyle vs. ile karşılaşmış ve bir sürü bilgi edinmişti. Artık katilin Joachim olduğundan emindi. Sonra bir gün bir cizvitin mezarından onun günlüğünü çıkarmışlardı. İçinde Joachim yani Juan ile ilgili bilgiler yazılar vardı.

Jeanne tüm gerçeklerin tek tek ortaya çıkması ile korkudan yerine sinerken Féraud’un çoktan öldüğünü düşünüyordu. O günlüğün tamamını okuyup Reischenbach’i yani adliyeye bağlı olan ve taine ile birlikte soruşturmayı yöneten baş komiseri aradı. Onunla konuşurken tüm herşeyi anlettı. Üçüncü kurbana Arjantin’li arkeloğun ne gönderdiğini söylediğinde yatağının üzerine bir kafatası atıldı. Ardından öldüğünü düşündüğü Féraud’un sesini duydu.

Böylece kalan yolculuğuna Féraud ile devam etmeye başladı.

Kitapbizi Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’in güzellikleri ile buluşturuyor. Sürükleyici bir kitap cidden…

Neyse işte Féraud ile yolculuğa devam ederken birbirlerini çok daha iyi bir şekilde tanımaya başlıyorlar. Jeanne bir yerde de Féraud’a çok kızıyor. Çünkü Féraud tam bir cimri!

İspanyol baba Pain hakkında araştırma yapıp yollarını Arjantin’e düşürüyorlar. Yerel halkla konuşuyor ve İspanyol babanın silah arkadaşlarıyla… Féraud vejetaryan çıkıyor… Sonra Arjantin topraklarından Manes ormanına, Doğmamışlar ormanına veyahutta diğer ismiyle Ruhlar ormanına gitmek için bir rehber tutuyorlar. O gece otelde kaldıklarında Jeanne bir kabus görüyor. Halbu ki kabus hakikatiydi. Yarı uykulu döneminde Joachim’in onun üstüne eğilmiş halini görüyordu. Féraud’la kalkıp rehberlerinin evine gittiklerinde, rehberlerinin öldüğünü görüyorlar. Féraud bildiğiniz pısırık gibi yafs… Neyse Jeanne, Joachim’in ormana tek başına gelmesini isteğini düşünüyor ve yakın zamanda Féraud’u da öldüreceğinden korkuyor.

Yollarına devam ederken Féraud’u arkada bırakma isteği git gide artıyor. Féraud artık ona sanki bir ayak bağı gibi geliyor. Neyse işte bir gemi ile Manes ormanına yaklaşıp Jeanne tüm parasını boşaltıyor. Bir gece bir yerde daha konaklıyorlar ve Féraud’un gözleri iltihaplanmaya başlıyor. Cidden hiçbir yeri göremeyecek duruma geldiğinde Jeanne onu bırakmak istiyor. Féraud ise kalıyor. Konakladıkları yerde ki adam onlara bir tane hamal veriyor gogoş veriyor ve sandalla oranın patikasına kadar gitmelerini yarın akşam üstüde onları o gogoşun geri alacağını söylüyor. Konakladıkları yerde ki adam gizlice Jeanne’ye birde 9 mm’lik bir silah veriyor. Féraud’un bundan haberi yok tabii… Neyse bunlar gidiyorlar ve ormanda yürüyorlar sonunda Palin’in Manes ormanında ki ev gibi yerine varıyorlar. Féraud’un gözleri berbat durumda ama… İçeri giriyorlar ve Jeanne önde olmak üzere Palin’in çalışma odasına giriyor.

İşte hakikatın çıktığı ortam. Palin’in çalışma odası tamamen resimlerle dolu. Kendi resmi ve oğlunun resimleri ile dolu… Jeanne fena halde sarsılıyor ve arkasından İspanyol babanın ve Joachim’in sesi geliyor.

Arkasına döndüğünde ise sadece Féraud’un gülümseyen yüzünü görüyor. Tekrar resimlere dönüyor… Her resimde Palin ve yeniyetme oğlu Joachim… Aslında hepsi Joachim ile ilgili… Joachim ise Féraud’du.

Féraud Joachim’di. Aslında Féraud diye birisi yoktu. O sadece bir uydurma karakterdi.

Jeanne’nin kafasına o an her şey dank ediyor. İspanyol babayı ve oğlu Joachim’i hiç görmemişti sadece seslerini duymuştu. Seslerin hepsi farklı kişiliklere sahip Féraud’du. Soruşturmasında ki eksikleri de buluyor.

Féraud, yamyam çocuk, avukat adam ve İspanyol baba ile konuşuyor. Sürekli Féraud’un yüzünde ki değişiklikleri inceliyor. Kendi hatalarını soruşturmada ki eksikliklerini gözlemliyor. Sonra halkın nerede olduğunu soruyor. Halk ise sakat kalmış insanlardı. Öyle eski çağdan kalan saçmalıklar değil. Sakat kalmış vahşi yamyam insanlar…

Jeanne kendisinin de öldürüleceğini duyunca cebinde ki silahı çıkartıyor ve Féraud’a doğrultuyor. Aynı zamanda içinde ki vahşi çocuğa avukat adama ve İspanyol babaya… fakat silahın içinde ne mermi vardır ne de güvenlik kemeri çekilmiştir. Gerçi kimse bunu fark edemeden o kaçıyor ve orman patikasına giriyor. Koşuyor, koşuyor ve biraz daha koşuyor.

Yamyam halkla savqaşa giriyor onları öldürüyor ve dinlenmek için bir yere giriyor. Sarmaşıklar kollarına dolanıyor ve onu sıkmaya başlıyor. Sarmaşıkların ve ağaç kabuğunun aslında Joachim olduğunu anlıyor. Elini kurtarmaya çalışıyor olmuyor. Ona yaklaşıyor boynuna nefesini veriyor. Joachim bundan haz almaya ve rahatlamaya başlayınca kulağını ısırarak koparıyor ve elinde ki silahla yanağında bir oyuk açıyor. Joachim son umut onun sırtını ısırıyor Jeanne ordan kaçıyor ve koşmaya devam ediyor.

Bir daha yamyam halktan birini görmüyor. Hepsinin Joachim’in yanında olduğunu düşünüyor. Ölü liderlerinin…

Geri sahile gogoşun onları beklediği yere varıyor. Gogoşla birlikte geri dönüyor…

Kitap burada bitiyor…

Hoış bir kitaptı. Aslında Jeanne bir yerde sıkıcı monoton hayatından kurtulup eğlenceli bir serüvene ayak basmış ve arkadaşının intikamını alıp soruşturmaya bir ışık tutmuştu.

İstenilirse her şey başarılabilir…
~*~
Keyifli okumalar…~

En Çok Beğenilenler

Sponsor Reklam